28 Ağustos 2019
Ankara, 10:21
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
"Başarının Yedi Spiritüel Yasası" kitabını yazan sevgili hocam Dr. Deepak Chopra sana çok teşekkür ediyorum. Kitabının daha çok insana ulaşması için kitabının isminin başına "başarı" kelimesini eklediğini biliyorum. Zaten kitabının ilk bölümünde "Yaşamın Yedi Spiritüel Yasası" adını kullanıyorsun.
Düşüncelerinin yazılarının daha çok insana ulaşmasını istediğini bilerek kitabından alıntı yaparak ben de okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Yaşamın Yedi Spiritüel Yasası
1. Saf Potansiyel (içsel güç) Yasası: Evrendeki varoluşun kaynağı saf bilinçtir. Saf Potansiyel, doğmayı bekleyen sınırsız gücü dünyaya getirmenin yollarını arar. Gerçek benliğimizin (Özümüz) saf yaratıcı bir güç olduğunu anladığımızda, evrendeki her şeyi tezahür ettiren, ortaya çıkaran, yaratan güçle birleşiriz.
2. Alma-Verme Yasası: Evren dinamik bir değişim içindedir. Almak ve vermek evrendeki enerji akışının iki farklı yüzüdür. Su yüksek bir yerden aşağı akarak potansiyel enerjisini dinamik (hareket) enerjisine dönüştürür. Hareket enerjisi elektrik türbinini döndürerek elektrik enerjisine dönüşür. Elektrik enerjisi motoru döndürür yine hareket enerjisine dönüşür. Bu dönüşüm sürer gider. Alış-veriş süreklidir. Aradığımız şeye ne kadar çok kendimizi verirsek, hayatımızda ve evrende dolaşan bolluk ve bereketi o kadar çok artırırız.
3. Sebep-Sonuç (Karma) Yasası: Her eylem bir şekilde kendine geri dönen benzer bir enerji gücü yaratır. Türkçe'de bir söz vardır. "Ne ekersen onu biçersin" Bu söz sebep-sonuç yasasını özetler. Buğday ekersen, buğday biçersin. Arpa değil. Bu gün yaşadıklarımız, geçmişteki (şimdiki ve eski yaşamlarımızdaki) düşünce ve eylemlerimizin sonucudur. Kendi kaderimizi kendimiz yazarız. Başkalarına mutluluk ve başarı getirecek eylemleri seçtiğimizde, kendi mutluluk ve başarımızı yaratırız.
4. En Az Çaba Yasası: Evren (doğa) çabasız ve kolaylıkla çalışır. Zorlamadan, ahenkle ve sevgiyle. Ahenk, sevgi ve neşenin getirdiği doğal güçlerden faydalandığımızda, çabasız ve kolaylıkla mutlu, başarılı bir hayat ve iyi bir gelecek yaratırız. Şöyle bir düşününün. Bir problemi (matematik, fizik, kişisel veya ailevi vb.) çözemeyip, kendinizi zorladıkça, üstüne üstüne gittikçe problem çözülmez hale gelir. Çözümü kendi haline bıraktığımızda, çözüm kalbimize doğar ve problemi çözeriz.
5. Niyet ve Arzu Yasası: Her niyet ve arzunun özünde onu gerçekleştirebilecek bir mekanizma vardır. Niyet ve arzunun alanında sonsuz bir düzenleme gücü vardır. Öz'ünüzün (ilahi varlığın) verimli toprağına bir niyet ektiğinizde, bu sonsuz düzenleme gücü sizin için çalışmaya başlar.
6. Zihinsel Bağımsızlık Yasası: Zihinsel bağımsızlıkta belirsizliğin bilgeliği yatar. Belirsizliğin bilgeliğinde ise özgürleşme yatar. Gerçek özgürlüğü istiyorsanız sahip olduklarınıza karşı bağımsız kalmanız onları terk edebilmeniz gerekir. Geçmişimizden, bilinenden ve geçmiş koşullanmaların esaretinden... bilinmeyene, sonsuz olanaklar alanına adım atmaya istekli olduğumuzda kendimizi evrenin dansının müziğini yöneten yaratıcı zekaya teslim ederiz.
7. Hayatın Amacı (Dharma) Yasası: Her insanın yaşamının bir amacı vardır. Başkalarıyla paylaşmak için eşsiz bir hediyesi ve özel bir yeteneği vardır. Bu eşsiz yetenek başkalarına hizmet etmek için kullanıldığında, kendi Özümüzün coşkusunu ve sevincini deneyimleriz. Bu da tüm amaçların amacı, nihai amaçtır.
Çok farklı amaçlar için çalıştıktan sonra ve biraz da acı çektikten sonra hayat amacımı buldum. Benim hayat amacım meğerse Öz'ümün farkına varıp mutlak hakikatin bilincine ermekmiş. Yaradılışın ve yaşamın bilgisini araştırmak, öğrenmek, gerçekleştirmek ve bu bilgiyi paylaşmakmış.
Sizin de hayat amacınızı bulmanızı ve buna göre yaşamanızı diliyor sevgilerimi sunuyorum.
28 Ağustos 2019
27 Ağustos 2019
Nereye Baksam Sen Varsın Orada
27 Ağustos 2019
Ankara, 16:51
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
Nereye baksam Sen varsın orada
Galaksilerde Sen varsın,
Milyarlarca yıldızda Sen
Güneş Sistemimizde Sen
Dünya'mızda Sen varsın
Kutsal tohumun içinde Sen varsın
Spermin içinde Sen,
Ankara, 16:51
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
Nereye baksam Sen varsın orada
Galaksilerde Sen varsın,
Milyarlarca yıldızda Sen
Güneş Sistemimizde Sen
Dünya'mızda Sen varsın
Kutsal tohumun içinde Sen varsın
Spermin içinde Sen,
Yumurtanın içinde Sen varsın
Dölleyen Sensin, döllenen Sen
Ana rahminde dokuz ay büyüyen Sensin
Yumurtanın içinde yirmi bir günde gelişen Sen
Bebeğin gülüşünde Sen varsın, ağlamasında Sen
Yavrusunu bağrına basan anne Sensin
Dölleyen Sensin, döllenen Sen
Ana rahminde dokuz ay büyüyen Sensin
Yumurtanın içinde yirmi bir günde gelişen Sen
Bebeğin gülüşünde Sen varsın, ağlamasında Sen
Yavrusunu bağrına basan anne Sensin
Ona hayatı öğreten baba Sen
Ezelde var olan Sensin, ebediyen var olacak Sen
Mevcut olan Sensin ve yoktan var eden Sen
Sonsuz ve sınırsız olan Sensin, atomun içine sığan Sen
Bilen Sensin, bilinen Sen
Her an aklımda Sen, fikrimde Sen, zikrimde Sensin
Kendi ruhundan benim ruhumu üfleyen Sensin
Sen varsın bende, benden içeri
Alemlerin Rabbine hamd ederim.
Ezelde var olan Sensin, ebediyen var olacak Sen
Mevcut olan Sensin ve yoktan var eden Sen
Sonsuz ve sınırsız olan Sensin, atomun içine sığan Sen
Bilen Sensin, bilinen Sen
Her an aklımda Sen, fikrimde Sen, zikrimde Sensin
Kendi ruhundan benim ruhumu üfleyen Sensin
Sen varsın bende, benden içeri
Alemlerin Rabbine hamd ederim.
26 Ağustos 2019
Nefes Meditasyonu
26 Ağustos 2019
Ankara, 11.36
Güzel bir Ağustos sabahından hepinize selamlar sevgiler
Dünyaya gelirken ilk nefesimizi alıyoruz ve hayatımız boyunca nefes alış verişimiz hiç durmuyor, aksamıyor. Ne zamana kadar? Son nefesimizi verip bedenimizi terk ettiğimizde nefes alış verişimiz sona eriyor.
Hayatın canlılığın en temel ve vazgeçilmez unsuru olan nefes alış verişimizle hayatımızı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Nasıl mı? Nefes alış verişle beraber bilincimizi düşüncelerimize odakladığımızda hayat bizim istediğimiz gibi gelişir ve doğal akışına kavuşur.
Bu yazımda size Nefes Meditasyon Tekniğini anlatacağım.
Hayatla olan alış verişimiz aynı nefes alış verişimiz gibidir; doğal, çabasız ve cömert. Günde kaç defa nefes alıp verdiğimizi saymayız. Aynı şekilde özümüzün hayatta kimden, neyi ne kadar alıp verdiğini de bilemeyiz.
Kalbimizde bir tıkanıklık var ise be nefesimizi, nefesimizde ahenk yoksa bu hayatın bize akışını engeller.
Sakin ve sessiz yerde ve rahat bir pozisyonda oturun veya uzanın. Gözlerinizi kapatıp dikkatinizi nefesinize odaklayın. Nefesinizin ritmini kontrol etmeyin, ona müdahale etmeyin. Doğal akışa bırakın.
Hayatta sahip olmak istediğiniz olumlu düşünce enerjilerini düşünün ve bir kağıda yazın (sevgi, huzur, neşe, mutluluk, sağlık, barış, güven, konfor, manevi ve maddi zenginlik vb)
Hayatınızda olmasını istemediğiniz olumsuz düşünce enerjilerini düşünün ve bir kağıda yazın. (sevgisizlik, nefret, kıskançlık, dedikodu, kaygı, endişe, korku, hastalık, kavga, çatışma, eleştiri, fakirlik vb.)
Bu listeyi yazarken olumlu kelimelerin karşısına olumsuz kelimeleri yazın. En çok istediğiniz beş olumlu şey ve bunun karşılığı olan olumsuz beş şey.
Nefes alırken olumlu enerjiyi hayatınıza çekin, nefes verirken onun zıttı olan olumsuz enerjiyi hayatınızdan çıkarıp atın. Bu nefes tekniğini 10-15 dk kadar devam edin. Bitirince hemen gözlerinizi açmayın birkaç dk geçmesini ve kendinize gelmeyi bekleyin. Hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın.
İçinizdeki Öz'ünüz ile bir olmanın bilincine ulaşmanız dileğiyle selam ve sevgiler.
Kaynak: Başarının Yedi Spiritüel Yasası Kitabının Eki, Ezgi Sorman
Ankara, 11.36
Güzel bir Ağustos sabahından hepinize selamlar sevgiler
Dünyaya gelirken ilk nefesimizi alıyoruz ve hayatımız boyunca nefes alış verişimiz hiç durmuyor, aksamıyor. Ne zamana kadar? Son nefesimizi verip bedenimizi terk ettiğimizde nefes alış verişimiz sona eriyor.
Hayatın canlılığın en temel ve vazgeçilmez unsuru olan nefes alış verişimizle hayatımızı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Nasıl mı? Nefes alış verişle beraber bilincimizi düşüncelerimize odakladığımızda hayat bizim istediğimiz gibi gelişir ve doğal akışına kavuşur.
Bu yazımda size Nefes Meditasyon Tekniğini anlatacağım.
Hayatla olan alış verişimiz aynı nefes alış verişimiz gibidir; doğal, çabasız ve cömert. Günde kaç defa nefes alıp verdiğimizi saymayız. Aynı şekilde özümüzün hayatta kimden, neyi ne kadar alıp verdiğini de bilemeyiz.
Kalbimizde bir tıkanıklık var ise be nefesimizi, nefesimizde ahenk yoksa bu hayatın bize akışını engeller.
Sakin ve sessiz yerde ve rahat bir pozisyonda oturun veya uzanın. Gözlerinizi kapatıp dikkatinizi nefesinize odaklayın. Nefesinizin ritmini kontrol etmeyin, ona müdahale etmeyin. Doğal akışa bırakın.
Hayatta sahip olmak istediğiniz olumlu düşünce enerjilerini düşünün ve bir kağıda yazın (sevgi, huzur, neşe, mutluluk, sağlık, barış, güven, konfor, manevi ve maddi zenginlik vb)
Hayatınızda olmasını istemediğiniz olumsuz düşünce enerjilerini düşünün ve bir kağıda yazın. (sevgisizlik, nefret, kıskançlık, dedikodu, kaygı, endişe, korku, hastalık, kavga, çatışma, eleştiri, fakirlik vb.)
Bu listeyi yazarken olumlu kelimelerin karşısına olumsuz kelimeleri yazın. En çok istediğiniz beş olumlu şey ve bunun karşılığı olan olumsuz beş şey.
Nefes alırken olumlu enerjiyi hayatınıza çekin, nefes verirken onun zıttı olan olumsuz enerjiyi hayatınızdan çıkarıp atın. Bu nefes tekniğini 10-15 dk kadar devam edin. Bitirince hemen gözlerinizi açmayın birkaç dk geçmesini ve kendinize gelmeyi bekleyin. Hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın.
İçinizdeki Öz'ünüz ile bir olmanın bilincine ulaşmanız dileğiyle selam ve sevgiler.
Kaynak: Başarının Yedi Spiritüel Yasası Kitabının Eki, Ezgi Sorman
24 Ağustos 2019
Hayatınızın Amacı Nedir?
24.08.2019
Ankara, 14:28
Sevgili kardeşim
On yıl, sekiz ay, ondört gün sonra yeniden merhaba. Memleketim Burdur'un Bucak ilçesinde As Çimento' nun misafirhanesinde Ekim 2008'de yazmaya başladığım yazılarıma (mektuplarıma) kaldığım yerden yeniden başlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Bana bu ilhamı ve enerjiyi veren yüce Allah'a hamd olsun.
Ekim 2008'de size kalbimi açmamı ve yazmaya başlama enerjisini bana, sevgili hocam Swami Muktananda'nın kitapları vermişti. Şimdi ise okuduğum Dr. Deepak Chopra'nın "Başarının Yedi Spiritüel Yasası" kitabı bana yeniden yazma ve kutsal bilgiyi sizinle paylaşmamı sağladı.
Yaradılış, varlık-yokluk, evren, insan, ruh-bilinç-beden, kişisel gelişim, manevi ve maddi zenginlik, mutluluk, başarı, meditasyon vb. konulara ilgi duyan kardeşlerime araştırdığım, okuduğum düşündüğüm, zihnimde ve bedenimde deneyimlediğim kadim bilgileri sizlerle paylaşmak için bundan sonra yazılarımı bu mecrada yayınlayacağım.
Bu gün size hayatın yedi kutsal yasasından olan Dharma (hayat amacımız) Yasasından bahsetmek istiyorum.
Sanskritçe bir kelime olan Dharma, bu hayattaki amacımızı gerçekleştirmek için fiziksel bir bedende var olma tercihimizi anlatır. Her insanda var olan sınırsız ve sonsuz ilahi güç, hayat amacını gerçekleştirmek için insan formuna girer. Çok insan hayatı boyunca bu ilahi gücün (Öz'ün) farkında olamadan yaşar gider ve ömrünü bitirir.
Dharma yasasının üç unsuru vardır. Birinci unsur; her birimizin bu Dünya'ya kendi gerçek benliğimizi bulmaya geldiğimizi ve gerçek benliğimizin spritüel olduğunu, yani özde hepimizin fiziksel bedenlerde ortaya çıkmış spritüel varlıklar olduğumuzu anlatır. Bizler arada sırada spritüel deneyimler yaşayan insanlar değiliz, tam tersine hepimiz arada sırada insan olma deneyimi yaşayan spiritüel varlıklarız.
Dharma yasasının ikinci unsuru; eşsiz yeteneklerimizi ortaya koyabilmektir. Bu yasa her insanın eşsiz yeteneği olduğunu ve bu yeteneğini eşsiz biçimde ifade etme yeteneği olduğunu söyler.
Dharma yasasının üçüncü unsuru ise insanlığa hizmet etmektir, diğer insanlara hizmet etmek ve kendimize "Nasıl yardım edebilirim?" diye sormaktır.Eşsiz yeteneğinizi insanlara hizmet için kullandığınızda bu yasayı tamamen uyguluyorsunuz demektir. Kendi spiritüelliğimizi yaşamak saf potansiyelimizle birleştiğinde, sınırsız zenginliğe ulaşmak için hiç bir neden kalmaz, çünkü zenginliğe ulaşmak için gerçek yol budur.
Bu zenginlik geçici değildir. Eşsiz yeteneğinizi ortaya koyma şekliniz önemlidir. Birisiyle bir alışverişe girdiğinizde "Bu işte benim yararıma ne var?, benim kazancım ne olacak?" yerine "Nasıl yardım edebilirim." diye sormanız diğer insanlara olan hizmetleriniz ve güçlü inancınızla birleşince bu zenginlik daimi olur.
Kendinize "bu işte benim kazancım ne?" diye sormak egonuzun baskın olduğunu gösterir. Halbuki "size nasıl yardım edebilirim?" diye sormak "Öz'ünüz" ile bağlantıda olduğunuzu gösterir. Öz'ünüzle bağlantıda olmanın tek yolu ise meditasyon / zikir yapmaktır. Meditasyon konusunda daha sonra sırası gelince bilgi vereceğim.
Dharma yasası ve hayatın diğer altı kutsal yasası hakkında daha geniş bilgi edinmek ve bunları yaşamak için Dr. Deepak Chopra'nın "Başarının Yedi Spiritüel Yasası" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Amazon.com.tr de bulabilirsiniz.
Kendi hayat amacınızı bulmanız ve buna göre yaşamanız dileğiyle ...
Selam ve sevgiler
Kaynak: Başarının Yedi Spiritüel Yasası, Dr. Deepak Chopra
Ankara, 14:28
Sevgili kardeşim
On yıl, sekiz ay, ondört gün sonra yeniden merhaba. Memleketim Burdur'un Bucak ilçesinde As Çimento' nun misafirhanesinde Ekim 2008'de yazmaya başladığım yazılarıma (mektuplarıma) kaldığım yerden yeniden başlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Bana bu ilhamı ve enerjiyi veren yüce Allah'a hamd olsun.
Ekim 2008'de size kalbimi açmamı ve yazmaya başlama enerjisini bana, sevgili hocam Swami Muktananda'nın kitapları vermişti. Şimdi ise okuduğum Dr. Deepak Chopra'nın "Başarının Yedi Spiritüel Yasası" kitabı bana yeniden yazma ve kutsal bilgiyi sizinle paylaşmamı sağladı.
Yaradılış, varlık-yokluk, evren, insan, ruh-bilinç-beden, kişisel gelişim, manevi ve maddi zenginlik, mutluluk, başarı, meditasyon vb. konulara ilgi duyan kardeşlerime araştırdığım, okuduğum düşündüğüm, zihnimde ve bedenimde deneyimlediğim kadim bilgileri sizlerle paylaşmak için bundan sonra yazılarımı bu mecrada yayınlayacağım.
Bu gün size hayatın yedi kutsal yasasından olan Dharma (hayat amacımız) Yasasından bahsetmek istiyorum.
Sanskritçe bir kelime olan Dharma, bu hayattaki amacımızı gerçekleştirmek için fiziksel bir bedende var olma tercihimizi anlatır. Her insanda var olan sınırsız ve sonsuz ilahi güç, hayat amacını gerçekleştirmek için insan formuna girer. Çok insan hayatı boyunca bu ilahi gücün (Öz'ün) farkında olamadan yaşar gider ve ömrünü bitirir.
Dharma yasasının üç unsuru vardır. Birinci unsur; her birimizin bu Dünya'ya kendi gerçek benliğimizi bulmaya geldiğimizi ve gerçek benliğimizin spritüel olduğunu, yani özde hepimizin fiziksel bedenlerde ortaya çıkmış spritüel varlıklar olduğumuzu anlatır. Bizler arada sırada spritüel deneyimler yaşayan insanlar değiliz, tam tersine hepimiz arada sırada insan olma deneyimi yaşayan spiritüel varlıklarız.
Dharma yasasının ikinci unsuru; eşsiz yeteneklerimizi ortaya koyabilmektir. Bu yasa her insanın eşsiz yeteneği olduğunu ve bu yeteneğini eşsiz biçimde ifade etme yeteneği olduğunu söyler.
Dharma yasasının üçüncü unsuru ise insanlığa hizmet etmektir, diğer insanlara hizmet etmek ve kendimize "Nasıl yardım edebilirim?" diye sormaktır.Eşsiz yeteneğinizi insanlara hizmet için kullandığınızda bu yasayı tamamen uyguluyorsunuz demektir. Kendi spiritüelliğimizi yaşamak saf potansiyelimizle birleştiğinde, sınırsız zenginliğe ulaşmak için hiç bir neden kalmaz, çünkü zenginliğe ulaşmak için gerçek yol budur.
Bu zenginlik geçici değildir. Eşsiz yeteneğinizi ortaya koyma şekliniz önemlidir. Birisiyle bir alışverişe girdiğinizde "Bu işte benim yararıma ne var?, benim kazancım ne olacak?" yerine "Nasıl yardım edebilirim." diye sormanız diğer insanlara olan hizmetleriniz ve güçlü inancınızla birleşince bu zenginlik daimi olur.
Kendinize "bu işte benim kazancım ne?" diye sormak egonuzun baskın olduğunu gösterir. Halbuki "size nasıl yardım edebilirim?" diye sormak "Öz'ünüz" ile bağlantıda olduğunuzu gösterir. Öz'ünüzle bağlantıda olmanın tek yolu ise meditasyon / zikir yapmaktır. Meditasyon konusunda daha sonra sırası gelince bilgi vereceğim.
Dharma yasası ve hayatın diğer altı kutsal yasası hakkında daha geniş bilgi edinmek ve bunları yaşamak için Dr. Deepak Chopra'nın "Başarının Yedi Spiritüel Yasası" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Amazon.com.tr de bulabilirsiniz.
Kendi hayat amacınızı bulmanız ve buna göre yaşamanız dileğiyle ...
Selam ve sevgiler
Kaynak: Başarının Yedi Spiritüel Yasası, Dr. Deepak Chopra
10 Aralık 2008
Dilek Ağacı
10 Aralık 2008
Bucak, 13:00
Sevgili dostlar, merhaba
Bugün sizlere sevgili hocam Baba Muktananda' nın "Nereye Gidiyorsun ?" adlı eserinden bir hikaye aktarmak istiyorum.
Bir zamanlar bi şehirden başka bi şehre dolaşan talihsiz bir adam varmış. Gayesizce oradan oraya dolaşırken yolunun üzerinde bir ormana gelmiş. Bir ağacın altına oturmuş ve kendisini çok huzurlu hissetmeye başlamış. Tatlı yumuşak bir rüzgar esiyormuş ve adam etrafına bakmış ve içinde oturduğu ormanın ne kadar güzel olduğunu düşünmüş.
“Eğer bir eşim sevgilim olsaydı ne kadar mutlu olurdum” diye iç geçirmiş. Altında oturduğu ağaç meğerse bir dilek ağacıymış. Dilek ağacı kutsaldır ve eğer altında oturan kişi bir dilekte bulunursa, dileği anında yerine geldiği söylenir. Dolayısıyla, o anda güzel bir kız ortaya çıkıvermiş. Adam şaşkına dönmüş. Kız onun yanına oturmuş ve bir süre adam mutlu olmuş.
Sonra adam şöyle düşünmüş, “ Ne yazıkki ikimiz ağacın altında, çimenlerin üzerinde, açıkta oturuyoruz. Birkaç yatak odası ve bir mutfağı olan dayalı döşeli bir evimiz olsaydı ne iyi olurdu. O zaman hiç bir eksiğimiz kalmazdı”. Hemen o anda, oracıkta dilediği gibi bir eve ortaya çılmış. Adam çok mutlu olmuş, sevgilisi ile birlikte eve girmişler, yere oturmuşlar ve sıcak samimi bir sohbete başlamışlar. Sonra adam demişki, “Baksana, bu evde fakir insanlar gibi yaşıyoruz, şöyle beyler gibi bizimde bir kahyamız, birkaç hizmetçimiz olsaydı ve bize yemek hazırlasaydı” Göz açıp kapayıncaya kadar, bir kahya ve iki hizmetçi belirivermiş. Adam hizmetçileri çağırmış ve “bize iki kişilik şöyle mükellef bir sofra kurun” demiş. Çok geçmeden baş hizmetçi yemekleri getirmiş. Adam yemeği tatmış, yemek çok lezzetliymiş. Sonra adam merak etmeye başlamış. “Ne oluyor yahu, bir eş istedim hemen ortaya çıktı ve beni sevgiyle kucakladı. Sonra bir eve diledim, çok güzel bir evim oldu. Sonra bir kahya ve iki hizmetçi istedim, hemen geldiler. Sonra mükellef bir sofra istedim, o anda hemen istediğim oldu. Neler oluyor? Yoksa burada bir cin mi var?
Hemen o anda bir, kocaman ağızlı korkunç bir cin ortaya çıkıvermiş. “Hayır hayır bu cin beni yiyecek”, diye bağırmış adam. Ve cin adamı oracıkta yutuvermiş. Ve bizde hikayenin sonuna geldik. Kıssadan hissemizi alırsak...
Bu günahkar adam kendini, hayallerinin içine hapsetti. Başlangıçta iyi şeyler düşündü, fakat hayal kurarken bir ara kendi cinini ve ölümünü hayat etti. Eğer bir cin hayal etmek yerine “Bunları bana Allah veriyor” diye düşünseydi, kaderi daha farklı olabilirdi. Eğer aydınlanmış bir insan, büyük bir Siddha, olmayı dileseydi bir şeyler kazanmış olacaktı. Fakat o kendi ölümünü hayal etti, ve ölüm ayağına geldi.
Yaşadığımız bu dünya işte bundan ibaret. Kalbimizde, ilahi Bilincin dilek ağacı var, ve biz onun gölgesinde oturuyoruz. Bizler, kendi düşünce ve hayal dünyamızı yaratıp duruyoruz. “Ben günahkarım”, “Ben aşağılık biriyim”, “Ben şuyum”, ve “Ben buyum” diye düşünüyoruz. Kendi ördüğümüz ağlara tutsak oluyoruz ve sonra bir gün ölüyoruz.
Büyük bir ermiş gördüğümüz dünyayı şöyle tarif etmiş. “Dünya yok, adamlar yok, kadınlar yok, günah yok, ve yanılgı yok. Gördüğümüz şey, kozmik Bilincin muhteşem oyunundan başka bir şey değil.” Bizde şeyleri böyle görmeliyiz. Bilinç olduğumuzu düşünmeliyiz. Öz olduğumuzu düşünmeliyiz.
Bucak, 13:00
Sevgili dostlar, merhaba
Bugün sizlere sevgili hocam Baba Muktananda' nın "Nereye Gidiyorsun ?" adlı eserinden bir hikaye aktarmak istiyorum.
Bir zamanlar bi şehirden başka bi şehre dolaşan talihsiz bir adam varmış. Gayesizce oradan oraya dolaşırken yolunun üzerinde bir ormana gelmiş. Bir ağacın altına oturmuş ve kendisini çok huzurlu hissetmeye başlamış. Tatlı yumuşak bir rüzgar esiyormuş ve adam etrafına bakmış ve içinde oturduğu ormanın ne kadar güzel olduğunu düşünmüş.
“Eğer bir eşim sevgilim olsaydı ne kadar mutlu olurdum” diye iç geçirmiş. Altında oturduğu ağaç meğerse bir dilek ağacıymış. Dilek ağacı kutsaldır ve eğer altında oturan kişi bir dilekte bulunursa, dileği anında yerine geldiği söylenir. Dolayısıyla, o anda güzel bir kız ortaya çıkıvermiş. Adam şaşkına dönmüş. Kız onun yanına oturmuş ve bir süre adam mutlu olmuş.
Sonra adam şöyle düşünmüş, “ Ne yazıkki ikimiz ağacın altında, çimenlerin üzerinde, açıkta oturuyoruz. Birkaç yatak odası ve bir mutfağı olan dayalı döşeli bir evimiz olsaydı ne iyi olurdu. O zaman hiç bir eksiğimiz kalmazdı”. Hemen o anda, oracıkta dilediği gibi bir eve ortaya çılmış. Adam çok mutlu olmuş, sevgilisi ile birlikte eve girmişler, yere oturmuşlar ve sıcak samimi bir sohbete başlamışlar. Sonra adam demişki, “Baksana, bu evde fakir insanlar gibi yaşıyoruz, şöyle beyler gibi bizimde bir kahyamız, birkaç hizmetçimiz olsaydı ve bize yemek hazırlasaydı” Göz açıp kapayıncaya kadar, bir kahya ve iki hizmetçi belirivermiş. Adam hizmetçileri çağırmış ve “bize iki kişilik şöyle mükellef bir sofra kurun” demiş. Çok geçmeden baş hizmetçi yemekleri getirmiş. Adam yemeği tatmış, yemek çok lezzetliymiş. Sonra adam merak etmeye başlamış. “Ne oluyor yahu, bir eş istedim hemen ortaya çıktı ve beni sevgiyle kucakladı. Sonra bir eve diledim, çok güzel bir evim oldu. Sonra bir kahya ve iki hizmetçi istedim, hemen geldiler. Sonra mükellef bir sofra istedim, o anda hemen istediğim oldu. Neler oluyor? Yoksa burada bir cin mi var?
Hemen o anda bir, kocaman ağızlı korkunç bir cin ortaya çıkıvermiş. “Hayır hayır bu cin beni yiyecek”, diye bağırmış adam. Ve cin adamı oracıkta yutuvermiş. Ve bizde hikayenin sonuna geldik. Kıssadan hissemizi alırsak...
Bu günahkar adam kendini, hayallerinin içine hapsetti. Başlangıçta iyi şeyler düşündü, fakat hayal kurarken bir ara kendi cinini ve ölümünü hayat etti. Eğer bir cin hayal etmek yerine “Bunları bana Allah veriyor” diye düşünseydi, kaderi daha farklı olabilirdi. Eğer aydınlanmış bir insan, büyük bir Siddha, olmayı dileseydi bir şeyler kazanmış olacaktı. Fakat o kendi ölümünü hayal etti, ve ölüm ayağına geldi.
Yaşadığımız bu dünya işte bundan ibaret. Kalbimizde, ilahi Bilincin dilek ağacı var, ve biz onun gölgesinde oturuyoruz. Bizler, kendi düşünce ve hayal dünyamızı yaratıp duruyoruz. “Ben günahkarım”, “Ben aşağılık biriyim”, “Ben şuyum”, ve “Ben buyum” diye düşünüyoruz. Kendi ördüğümüz ağlara tutsak oluyoruz ve sonra bir gün ölüyoruz.
Büyük bir ermiş gördüğümüz dünyayı şöyle tarif etmiş. “Dünya yok, adamlar yok, kadınlar yok, günah yok, ve yanılgı yok. Gördüğümüz şey, kozmik Bilincin muhteşem oyunundan başka bir şey değil.” Bizde şeyleri böyle görmeliyiz. Bilinç olduğumuzu düşünmeliyiz. Öz olduğumuzu düşünmeliyiz.
08 Kasım 2008
Hangisi Gerçek?
14 ekim 2008, Salı
07:00, Bucak, Burdur
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla ...
Gerçeği, hakikatı arayan ey benim sevgili kardeşim !
Gerçeği dışarda arama kendinde ara, orda burda şurda değil, kendi Özünde ara. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demiş Atatürk. Seninde mürşidin hakiki ilim olsun. Hakiki ilimden neyi kastediyorsun, dersen?. Onu da bana sorma, kendi Özünde ara, bul. Çünkü hakiki ilim öyle bir ilimki, onun objesi sensin, nesnesi sensin, laboratuvarı sensin.
Yunus Emre’min dediği gibi, “İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmez isen... Bu nice okumaktır”.
Sevgili kardeşim, en büyük ilim kendini bilmektir. Allah (c.c), Kur’an Kerim’inde diyorki, “Ben size, sizden yakınım”. Onu gökte, yerde, Kabe’de uzaklarda arama, o senin kalbindedir. Sen yeterki kalbini yumuşat.
Sevgili öğretmenim, Swami Muktananda “Nereye Gidiyorsun” adlı eserinde diyorki, “Tanrı, senin içinde Öz olarak yerleşiktir. Sen dünyayı, hayatı sadece uyanıkken sana göründüğü haliyle biliyorsun. Onun ötesinde yatan hakikati bilmiyorsun, her gece rüyanda sıradan deneyimlerinin ötesinde farklı bir dünya deneyimlediğin halde. Sen uyanıkken, çevrende gördüğün her neyse senin için gerçek. Fakat, uykuya daldığında ve rüya gördüğünde, uyanıkken deneyimlediğin dünya, hayat kaybolur gider, onun yerine rüyalar alemi gerçek olur.”
Sana, Swami Muktananda hocamın, “Nereye Gidiyorsun ?” adlı eserinden bir hikaye aktarayım.
“Hindistanda eski çağlarda, Janaka isminde bir kral varmış. Bu kral aynı zamanda çok bilge bir kişiymiş. Birgün öğle yemeğinden sonra, çiçeklerle bezenmiş yatağında şöyle biraz kestirmek için uzanmış ve uyuya kalmış. Hizmetçileri ellerinde yelpazelerle onu serinletiyor, muhafızları kapıda nöbet tıutuyormuş. Janaka uyuyunca, komşu ülkenin kralının kendi ülkesine saldırdığını ve savaş meydanında onu yendiğini görmüş. Muzaffer kral, Janaka’ya hür olduğunu ve krallığını, sarayını terkedip istediği yere gidebileceğini söylemiş. Savaştan yorgun, bitkin çıkan Janaka krallığını terkedip yollara düşmüş. Kısa süre sonra aç kalmış. Sağa sola dolaşırken, bir mısır tarlasına rastgelmiş ve iki mısır koçanı koparmış ve yemeye başlamış. Tam o sırada tarlanın sahibi çıkagelmiş ve kendi mısırları ile karnını doyuran bu yabancıyı görmüş. Hemen kamçısını çıkarıp, kralı fena halde kamçılamış. Bu kamçı darbelerini yer yemez, Janaka uyanmış. Yerine oturmuş ve bakmışki kendi yatağında duruyor, ve hizmetçileri onu yelpazeleri ile serinletmeye devam ediyor, muhafızları nöbette hazır bekliyorlar. Rahatlayan kral tekrar yatağına uzanmış ve gözlerini kapatmış. Bir süre sonra kensisini tekrar mısır tarlasında ve çiftçi tarafından dövüldüğünü görmüş. Gözlerini açmış ve bakmışki hala yatağında yatıyor. O zaman merak etmeye başlamış. “Bunlardan hangisi gerçek, rüyadakiler mi, yoksa şimdi gördüklerim mi?, buna bir cevap bulmam lazım”.
Bütün krallığa haber salmış ve bütün büyük din adamlarını, bilim adamlarını, azizleri, ermişleri, kahinleri, mucitleri hepsini saraya gelmelerini ve bu soruya cevap vermelerini emretmiş.
Hepsi sarayda toplandıklarında, onlara sormuş. “Söyleyin bana, hangisi gerçek, uyanıklık halimi, rüya halimi?” Fakat hiçbiri soruya nasıl cevap vereceklerini bilememiş. Rüya haline gerçek deseler, uyanıklık haline sahte demiş olacaklar. Uyanıklık haline gerçek deseler, rüya haline sahte demiş olacaklar.
Kral çok kızmış ve “Hepinizi yıllardır besliyorum” demiş. “Basit bir soruma cevap veremediniz. Tek yaptığınız yemek ve şişmanlamak” Hepsinin krallığın zindanına atılmasını emretmiş. Sonra bu sorunun yazılıp krallığın dört bir yanında halka açık yerlerde asılmasını ve duyurulmasını söylemiş.
“Şu durumlardan hangisi gerçektir? Rüya mı, uyanıklık mı? Her kim bu sorunun cevabını biliyorsa sarayıma gelsin ve bana açıklasın”
Çok günler geçmiş. Kahinlerden birinin Ashtavakra adında bir oğlu varmış. Bu isim, sekiz yerinden deforme anlamına geliyormuş. Çünkü Ashtavakra tamamen eğri büğrü bir bedenle dünyaya gelmiş. Bir gün, Ashtavakra annesine sormuş, “babam nerede?” Annesi de cevap vermiş. “Kralın hapishanesinde”. “Neden bir şeymi çaldı?” demiş, Ashtavakra. Annesi, “hayır” demiş, “Kralın sorusuna cevap veremedi, dolayısıyla hapsaneye atıldı” “Bu soruya ben cevap verebilirim” dedi, Ashtavakra ve doğruca kralın sarayına gitti.
Sarayın dışında kocaman bir davul vardı ve yanında da bir yazı. “Her kimki kralın sorusuna cevap vermek ister, davula vursun” Ashtavakra davula vurdu. Sarayın kapısı açıldı ve kralın kabul salonuna alındı. Vezirler, Ashtavakra’yı kabul salonunda yürürken gördüklerinde hepside gülmeye başladılar. Bütün krallığın alimleri cevap verememişken, bu biçimsiz çocuğun kralın sorusuna cevap verebileceğini düşünmesi, onları eğlendiriyordu. Ashtavakra onları görünce, o da gülmeye başladı.
Kral sordu, “Vezirler gülüyor, çünkü o kadar garip ve komik yürüyorsun ki, ve ayrıca çok gençsin. Fakat bana söyle, sen niye gülüyorsun?” Ashtavakra cevap verdi, “Majesteleri, siz ve vezirlerinizin aydınlanmış insanlar olduğunuzu duymuştum, fakat şimdi görüyorum ki çok aptalmışsınız. Siz benim bedenimin biçimsizliğine gülüyorsunuz, ki o sadece deri ve kemikten ibarettir. Bütün bedenler aynı beş elementten yapılmıştır. Eğer bana Öz açısından bakmış olsaydınız, Özün herkeste aynı olduğunu ve gülecek bir şeyin olmadığını görürdünüz. Ve, sorunuza gelince, Ey kral, ne uyanıklık durumu ne de rüya gerçektir. Uyanık olduğun zaman, rüya alemi gerçek değildir ve rüya gördüğünde uyanıklık alemi gerçek değildir. Dolayısıyla, hiçbiride gerçek olamaz.”
Kral sordu “Eğer her ikiside, uyanıklık ve rüya, gerçek değilse, gerçek olan ne?”
“Uyanıklık ve rüyanın ötesinde bir durum daha vardır” diye cevapladı Ashtavakra. “Onu keşfet, sadece o gerçektir.”
Herkesin kendi Özündeki gerçeği bulması dileklerimle... Galip Turpan
07:00, Bucak, Burdur
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla ...
Gerçeği, hakikatı arayan ey benim sevgili kardeşim !
Gerçeği dışarda arama kendinde ara, orda burda şurda değil, kendi Özünde ara. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demiş Atatürk. Seninde mürşidin hakiki ilim olsun. Hakiki ilimden neyi kastediyorsun, dersen?. Onu da bana sorma, kendi Özünde ara, bul. Çünkü hakiki ilim öyle bir ilimki, onun objesi sensin, nesnesi sensin, laboratuvarı sensin.
Yunus Emre’min dediği gibi, “İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmez isen... Bu nice okumaktır”.
Sevgili kardeşim, en büyük ilim kendini bilmektir. Allah (c.c), Kur’an Kerim’inde diyorki, “Ben size, sizden yakınım”. Onu gökte, yerde, Kabe’de uzaklarda arama, o senin kalbindedir. Sen yeterki kalbini yumuşat.
Sevgili öğretmenim, Swami Muktananda “Nereye Gidiyorsun” adlı eserinde diyorki, “Tanrı, senin içinde Öz olarak yerleşiktir. Sen dünyayı, hayatı sadece uyanıkken sana göründüğü haliyle biliyorsun. Onun ötesinde yatan hakikati bilmiyorsun, her gece rüyanda sıradan deneyimlerinin ötesinde farklı bir dünya deneyimlediğin halde. Sen uyanıkken, çevrende gördüğün her neyse senin için gerçek. Fakat, uykuya daldığında ve rüya gördüğünde, uyanıkken deneyimlediğin dünya, hayat kaybolur gider, onun yerine rüyalar alemi gerçek olur.”
Sana, Swami Muktananda hocamın, “Nereye Gidiyorsun ?” adlı eserinden bir hikaye aktarayım.
“Hindistanda eski çağlarda, Janaka isminde bir kral varmış. Bu kral aynı zamanda çok bilge bir kişiymiş. Birgün öğle yemeğinden sonra, çiçeklerle bezenmiş yatağında şöyle biraz kestirmek için uzanmış ve uyuya kalmış. Hizmetçileri ellerinde yelpazelerle onu serinletiyor, muhafızları kapıda nöbet tıutuyormuş. Janaka uyuyunca, komşu ülkenin kralının kendi ülkesine saldırdığını ve savaş meydanında onu yendiğini görmüş. Muzaffer kral, Janaka’ya hür olduğunu ve krallığını, sarayını terkedip istediği yere gidebileceğini söylemiş. Savaştan yorgun, bitkin çıkan Janaka krallığını terkedip yollara düşmüş. Kısa süre sonra aç kalmış. Sağa sola dolaşırken, bir mısır tarlasına rastgelmiş ve iki mısır koçanı koparmış ve yemeye başlamış. Tam o sırada tarlanın sahibi çıkagelmiş ve kendi mısırları ile karnını doyuran bu yabancıyı görmüş. Hemen kamçısını çıkarıp, kralı fena halde kamçılamış. Bu kamçı darbelerini yer yemez, Janaka uyanmış. Yerine oturmuş ve bakmışki kendi yatağında duruyor, ve hizmetçileri onu yelpazeleri ile serinletmeye devam ediyor, muhafızları nöbette hazır bekliyorlar. Rahatlayan kral tekrar yatağına uzanmış ve gözlerini kapatmış. Bir süre sonra kensisini tekrar mısır tarlasında ve çiftçi tarafından dövüldüğünü görmüş. Gözlerini açmış ve bakmışki hala yatağında yatıyor. O zaman merak etmeye başlamış. “Bunlardan hangisi gerçek, rüyadakiler mi, yoksa şimdi gördüklerim mi?, buna bir cevap bulmam lazım”.
Bütün krallığa haber salmış ve bütün büyük din adamlarını, bilim adamlarını, azizleri, ermişleri, kahinleri, mucitleri hepsini saraya gelmelerini ve bu soruya cevap vermelerini emretmiş.
Hepsi sarayda toplandıklarında, onlara sormuş. “Söyleyin bana, hangisi gerçek, uyanıklık halimi, rüya halimi?” Fakat hiçbiri soruya nasıl cevap vereceklerini bilememiş. Rüya haline gerçek deseler, uyanıklık haline sahte demiş olacaklar. Uyanıklık haline gerçek deseler, rüya haline sahte demiş olacaklar.
Kral çok kızmış ve “Hepinizi yıllardır besliyorum” demiş. “Basit bir soruma cevap veremediniz. Tek yaptığınız yemek ve şişmanlamak” Hepsinin krallığın zindanına atılmasını emretmiş. Sonra bu sorunun yazılıp krallığın dört bir yanında halka açık yerlerde asılmasını ve duyurulmasını söylemiş.
“Şu durumlardan hangisi gerçektir? Rüya mı, uyanıklık mı? Her kim bu sorunun cevabını biliyorsa sarayıma gelsin ve bana açıklasın”
Çok günler geçmiş. Kahinlerden birinin Ashtavakra adında bir oğlu varmış. Bu isim, sekiz yerinden deforme anlamına geliyormuş. Çünkü Ashtavakra tamamen eğri büğrü bir bedenle dünyaya gelmiş. Bir gün, Ashtavakra annesine sormuş, “babam nerede?” Annesi de cevap vermiş. “Kralın hapishanesinde”. “Neden bir şeymi çaldı?” demiş, Ashtavakra. Annesi, “hayır” demiş, “Kralın sorusuna cevap veremedi, dolayısıyla hapsaneye atıldı” “Bu soruya ben cevap verebilirim” dedi, Ashtavakra ve doğruca kralın sarayına gitti.
Sarayın dışında kocaman bir davul vardı ve yanında da bir yazı. “Her kimki kralın sorusuna cevap vermek ister, davula vursun” Ashtavakra davula vurdu. Sarayın kapısı açıldı ve kralın kabul salonuna alındı. Vezirler, Ashtavakra’yı kabul salonunda yürürken gördüklerinde hepside gülmeye başladılar. Bütün krallığın alimleri cevap verememişken, bu biçimsiz çocuğun kralın sorusuna cevap verebileceğini düşünmesi, onları eğlendiriyordu. Ashtavakra onları görünce, o da gülmeye başladı.
Kral sordu, “Vezirler gülüyor, çünkü o kadar garip ve komik yürüyorsun ki, ve ayrıca çok gençsin. Fakat bana söyle, sen niye gülüyorsun?” Ashtavakra cevap verdi, “Majesteleri, siz ve vezirlerinizin aydınlanmış insanlar olduğunuzu duymuştum, fakat şimdi görüyorum ki çok aptalmışsınız. Siz benim bedenimin biçimsizliğine gülüyorsunuz, ki o sadece deri ve kemikten ibarettir. Bütün bedenler aynı beş elementten yapılmıştır. Eğer bana Öz açısından bakmış olsaydınız, Özün herkeste aynı olduğunu ve gülecek bir şeyin olmadığını görürdünüz. Ve, sorunuza gelince, Ey kral, ne uyanıklık durumu ne de rüya gerçektir. Uyanık olduğun zaman, rüya alemi gerçek değildir ve rüya gördüğünde uyanıklık alemi gerçek değildir. Dolayısıyla, hiçbiride gerçek olamaz.”
Kral sordu “Eğer her ikiside, uyanıklık ve rüya, gerçek değilse, gerçek olan ne?”
“Uyanıklık ve rüyanın ötesinde bir durum daha vardır” diye cevapladı Ashtavakra. “Onu keşfet, sadece o gerçektir.”
Herkesin kendi Özündeki gerçeği bulması dileklerimle... Galip Turpan
04 Kasım 2008
Serçe Kuşları ve Sivri sinek
10.10.2008, Cuma
07:00, Bucak
Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla ...
Sevgilim günaydın, bu sabah serçe kuşları uyandırdı. Serçe kuşlarının cıvıltıları ruhuma neşe veriyor. Sesleri azaldı., tek tük cıvıldaşıyorlar şimdi. Sabah 06:30’da kalktığımda bütün güçleriyle, birbirleriyle yarışırcasına ötüşüp duruyorlardı. Güneşin doğuşunu sevinçle bekliyorlar, bak şimdi sustular gibi, arada bir ikisi cik cik diyor. Güneş doğunca susuyorlar herhalde. Demekki, her gün güneşin doğumasına yarım saat kala günün başlangıcını neşeli şarkılarla karşılıyorlar.
Sevgilim, serçe kuşlarını anladık da, sivri sinek ne alaka, diye düşünüyorsun değilmi? Bu gece odamdaki bir sivrisinek gece yarısı 02:00’den beri beni uyutmadı. Uykusuz bıraktı beni bütün gece. Ona, gece yarısı kalktığımda çok kızmıştım. “Allah’ın belası musibet mahluk, beni uyutmadın” demiştim. Ancak şöyle sıcak güzel bir duş alıp, dört rekat şükür namazı kıldıktan sonra, tekrar düşündüğümde haksızlık etmişim o küçük yaratığa. Sevgilim biliyormusun, biraz önce serçelerin güneşin doğuşunu kutlayışını sana anlatırken, sivri sinek sağ kulağıma vızıldayıp, kendini hatırlatıp gitti.
Her sabah güneşi doğudan yükselten, serçeyi cıvıltatan, sivrisineği vızıldatan, yüce Allah’ım senin ilmin ne yücedir. Hamd olsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete. Bu mübarek günde, bu düşünceleri zihnimde yaratan, bu yazıları yazan akıla ve ele, gören göze hamd olsun. Amin. Galip Turpan
07:00, Bucak
Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla ...
Sevgilim günaydın, bu sabah serçe kuşları uyandırdı. Serçe kuşlarının cıvıltıları ruhuma neşe veriyor. Sesleri azaldı., tek tük cıvıldaşıyorlar şimdi. Sabah 06:30’da kalktığımda bütün güçleriyle, birbirleriyle yarışırcasına ötüşüp duruyorlardı. Güneşin doğuşunu sevinçle bekliyorlar, bak şimdi sustular gibi, arada bir ikisi cik cik diyor. Güneş doğunca susuyorlar herhalde. Demekki, her gün güneşin doğumasına yarım saat kala günün başlangıcını neşeli şarkılarla karşılıyorlar.
Sevgilim, serçe kuşlarını anladık da, sivri sinek ne alaka, diye düşünüyorsun değilmi? Bu gece odamdaki bir sivrisinek gece yarısı 02:00’den beri beni uyutmadı. Uykusuz bıraktı beni bütün gece. Ona, gece yarısı kalktığımda çok kızmıştım. “Allah’ın belası musibet mahluk, beni uyutmadın” demiştim. Ancak şöyle sıcak güzel bir duş alıp, dört rekat şükür namazı kıldıktan sonra, tekrar düşündüğümde haksızlık etmişim o küçük yaratığa. Sevgilim biliyormusun, biraz önce serçelerin güneşin doğuşunu kutlayışını sana anlatırken, sivri sinek sağ kulağıma vızıldayıp, kendini hatırlatıp gitti.
Her sabah güneşi doğudan yükselten, serçeyi cıvıltatan, sivrisineği vızıldatan, yüce Allah’ım senin ilmin ne yücedir. Hamd olsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete. Bu mübarek günde, bu düşünceleri zihnimde yaratan, bu yazıları yazan akıla ve ele, gören göze hamd olsun. Amin. Galip Turpan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
BU YUNUS EMRE DENEN ŞAHIS ARTIK ÇOK OLUYOR
BU YUNUS EMRE DENEN ŞAHIS ARTIK ÇOK OLUYOR (Ömer Sami Ayçiçek. Araştırmacı-Yazar) Bu, Yunus Emre denen şahıs artık çok oluyor! Ben bu veli z...
-
29 Ekim 2020 Ankara Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97. yılı kutlu olsun. Ebedi liderimiz M. Kemal Atatürk "Cumhuriyeti biz kurduk, onu y...
-
12 Eylül 2020 Ankara Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız, enerji frekans ve titreşim cinsinden düşünün. [Nikola Tesla] -Çoşku yaşayan kiş...
-
31 Temmuz 2020 Ankara Ey kara toprak bir gün gelecek beni de bağrına basacaksın Başımdaki servi ağacındaki kuş!, dalda kanat çırpacaksın ...