01 Ağustos 2020

Bilge Kağan Yazıtı

01 Ağustos 2020
Ankara

Bilge Kağan Yazıtı

Bilinen En Eski Türk Anayasası 

1. Tengri (yaratan) Tektir.

2. Her kim ki, Tengri' den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.

3. Bir İl(Ülke), bir Kağan, bir Tengri..

4. Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki, töreye uya kutlanır. Kim ki, töreye kıya katlanır.

5. Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.

6. Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.

7. Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.

8. Ana-babaya ve ataya tazim (saygı) duyulacak.

9. Hısımına sarılacak, komşusunu gözetecek.

10. Er kişi yalan söylemeyecek.

11. Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.

12. Kim ki, bir ırza musallat olursa, canından olacak.

13. Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.

14. Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya(cehennem) uçacak.

15. Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.

16. Baş kaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.

17. Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.

18. Kin ve gururdan uzak olunacak.

19. Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.

20. Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.

21. Kızı isteyen Kağan da olsa, bey de olsa, kız istediğine verilecek.

22. Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.

23. Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.

24. Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.

25. Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.

26. Güçlüyken affet, zayıfken sabret.

27. Yazgına asi olma.

28. Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.

29. Herkes adaletle iş görecek.

30. Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.

31. Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.

32. Kağan o dur ki, adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa, İl yok olur. İl olmazsa, budun kul olur.

33. Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin!

"Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin İlini ve töreni kim bozabilir?"


Allah'ın 99 İsimleri ve anlamları

01 Ağustos 2020
Ankara

Allah'ın 99 İsimleri ve Anlamları

 

1- Allah(C.C.): "Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah, Her biri sonsuz bir hazine olan bütün isimlerini kuşatan özel ismi. İsimlerin sultanı."

2- Er-Rahmân: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."

3- Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."

4- El-Melik: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan."

5- El-Kuddûs: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdıse layık olan."

6- Es-Selâm: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran."

7- El-Mü'min: "Güven veren, emin kılan, koruyan."

8- El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten."

9- El-Azîz: "İzzet sahibi, her şeye galip olan."

10- El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran."

11- El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."

12- El-Hâlık: "Yaratan, yoktan var eden."

13- El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."

14- El-Musavvir: ''Varlıklara şekil veren."

15- El-Gaffâr: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."

16- El-Kahhâr: "Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim olan."

17- El-Vehhâb: "Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden."

18- Er-Rezzâk: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."

19- El-Fettâh: "Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran. "

20- El-Alîm: "Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi en ince detaylarına kadar bilen."

21- El-Kâbıd: "Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan."

22- El-Bâsıt: "Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten."

23- El-Hâfıd: "Dereceleri alçaltan"

24- Er-Râfi: "Şeref verip yükselten."

25- El-Mu'ız: "Dilediğini aziz eden, izzet veren."

26- El-Müzil: "Dilediğini zillete düşüren."

27- Es-Semi: "Her şeyi en iyi işiten."

28- El-Basîr: "Gizli açık, her şeyi en iyi gören."

29- El-Hakem: "Mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran. Hikmetle hükmeden."

30- El-Adl: "Mutlak adil, çok adaletli."

31- El-Latîf: "Lütuf ve ihsan sahibi olan. Bütün incelikleri bilen."

32- El-Habîr: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."

33- El-Halîm: "Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan."

34- El-Azîm: "Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce."

35- El-Gafûr: "Affı, mağfireti bol."

36- Eş-Şekûr: "Az amele, çok sevap veren."

37- El-Aliyy: "Yüceler yücesi, çok yüce."

38- El-Kebîr: "Büyüklükte benzeri yok, pek büyük."

39- El-Hafîz: "Her şeyi koruyucu olan."

40- El-Mukît: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."

41- El-Hasîb: "Kulların hesabını en iyi gören."

42- El-Celîl: "Celal ve azamet sahibi olan."

43- El-Kerîm: "Keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden."

44- Er-Rakîb: "Her varlığı, her işi her an görüp, gözeten, kontrolü altında tutan."

45- El-Mucîb: "Duaları, istekleri kabul eden".Allahın 99 İsmi Ve Türkçe Anlamları(EsmaÜl Hüsna )

46- El-Vâsi: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"

47- El-Hakîm: "Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan."

48- El-Vedûd: "Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan."

49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."

50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."

51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."

52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."

53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."

54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."

55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."

56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."

57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."

58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."

59- El-Mübdi: "Maddesiz, örneksiz yaratan."

60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."

61- El-Muhyî: "İhya eden, dirilten, can veren."

62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."

63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."

64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."

65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."

66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."

67- El-Vâhid: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."

68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."

69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."

70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."

71- El-Mukaddim: "Dilediğini, öne alan, yükselten."

72- El-Muahhir: "Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan."

73- El-Evvel: "Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan."

74- El-Âhir: "Varlığının sonu olmayan."

75- El-Zâhir: "Varlığı açık, aşikar olan, kesin delillerle bilinen. " 

76- El-Bâtın: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "

77- El-Vâlî: "Bütün kainatı idare eden."

78- El-Müteâlî: "Son derece yüce olan."

79- El-Berr: "İyilik ve ihsanı bol, iyilik ve ihsan kaynağı."

80- Et-Tevvâb: "Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan."

81- El-Müntekim: "Zalimlerin cezasını veren, intikam alan."

82- El-Afüvv: "Affı çok olan, günahları affetmeyi seven."

83- Er-Raûf: "Çok merhametli, pek şefkatli."

84- Mâlik-ül Mülk: "Mülkün, her varlığın sahibi."

85- Zül-Celâli vel ikrâm: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."

86- El-Muksit: "Her işi birbirine uygun yapan."

87- El-Câmi: "Mahşerde her mahlükatı bir araya toplayan."

88- El-Ganiyy: "Her türlü zenginlik sahibi, ihtiyacı olmayan."

89- El-Mugnî: "Müstağni kılan. ihtiyaç gideren, zengin eden."

90- El-Mâni: "Dilemediği şeye mani olan, engelleyen."

91- Ed-Dârr: "Elem, zarar verenleri yaratan."

92- En-Nâfi: "Fayda veren şeyleri yaratan."

93- En-Nûr: "Alemleri nurlandıran, dilediğine nur veren."

94- El-Hâdî: "Hidayet veren."

95- El-Bedî: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi, eşsiz yaratan."

96- El-Bâkî: ''Daimi, ölümsüz, ebedi olan."

97- El-Vâris: "Her şeyin asıl sahibi olan."

98- Er-Reşîd: "İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren.  " 

99- Es-Sabûr: "Ceza vermede acele etmeyen."

[Hatice hanımın paylaşımı]

İlim Okudum Dünyayı Bildim

29 Temmuz 2020
Ankara

İlim okudum dünyayı bildim
İlim kendin bilmektir dedi Yunus
Galip kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir

Okudum bildim
Çok ibadet kıldım
Ey Galip eğer Hakk bilmez isen
Abes yere gelmektir

Dört kitabın manasın
Bildim bir elifte
Bildim kendimi özümde
O’nu bildim sözümde

Galip der ey hoca
Gerekse bin var hacca
Hepsinden İyice
Bir gönüle girmektir

[Galip Turpan][Yunus Emre’nin sözlerinden uyarlamadır] 

31 Temmuz 2020

Ey Kara Toprak

31 Temmuz 2020
Ankara

Ey kara toprak bir gün gelecek beni de bağrına basacaksın
Başımdaki servi ağacındaki kuş!, dalda kanat çırpacaksın
Benim sadık yârim kara topraktır yazacak mezarımın mermerinde
Çocuklarım gelecek ziyaretime ellerinde çiçekle

Aşık Veysel’im dedi, benim sadık yâri kara topraktır
Ey Galip sende dost dost diye nicesine sarıldın
Nice güzellere bağlandın kaldın
Sonunda dedin, benim sadık yarım kara topraktır

Sadık yârim kara toprağım, kuzu verdin süt verdin
Yemek verdin ekmek verdin et verdin
Kazma ile döğmeyince kıt verdin
Galip sonunda sadık yârine vardın

Karnın yardım kazma ile bel ile
Yüzün yırtım tırnak ile el ile
Yine beni karşıladın gül ile
Bir çekirdek verdim dört bostan verdin

Havaya baktım hava aldım
Toprağa baktım dua aldım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.

Bütün kusurlarımı toprak gizledi
Merhem çalıp yaralarım düzledi
Kolunu açıp yolumu gözledi
Benim sadık yârim kara topraktır

Her ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Galip’i bağrına basar
Benim sadık yârim kara topraktır.
[Galip Turpan, Aşık Veysel’imin eserinden uyarlanmıştır]

Dua ve Meditasyon

31 Temmuz 2020
Ankara

Dua ve Meditasyon

“Dua Tanrı ile konuşmaktır, meditasyon O’nu dinlemektir.” Demiş Buddha.

“Dua, Arapça bir kelime olup çağırmak, birisine mesaj vermek, onunla irtibat kurmak manalarına gelir. Özel kullanımı esas alındığında ise, kulun Allah'a yalvarması, halini arzetmesi, içini dökmesi, ihtiyaçlarını dile getirmesi demektir.

Dua günümüzde sadece beş vakit namazın veya belli bir kısım ibadetlerin sonuna sıkıştırılarak küçültülmüştür. Öncelikle dua, imanın en önemli göstergelerinden birisidir. Duâ, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Başka bir ifade ile, kulun düşüncesinin Rabb'e arz edilmesi şeklidir duâ. Kul erişemeyeceği ve iktidarıyla elde edemeyeceği her şeyini, mutlak iktidar sahibi olan Kadîr-i Mutlak'tan ister; işte bu isteğin adıdır duâ. O, helezonlar hâlinde kuldan Rabb'e yücelen tatlı bir nağmedir...

Duâ imanın en berrak bir göstergesi olduğu gibi aynı zamanda kulluktur, ibadettir. Hatta Peygamber Efendimizin (asm) beyanıyla ibadetin özüdür o. Duâ Rabb'e dönüş ve yönelişin adıdır. Yine duâ, kuldan Rabb'e yükselen kulluk nişanı, Rab'den kula inen rahmet simgesidir.”[1]

Dua ederek Allah’tan isteklerde bulunuruz. Akıl sağlığı, beden sağlığı ve ruh sağlığı isteriz. Sıkıntıya düştüğümüzde, hastalandığımızda, bir kazaya karıştığımızda, bir yakınımızı kaybettiğimizde, işimizi kaybettiğimizde ve daha birçok durumda Allah’a sığınır ve O’na yakarırız.

“Kur’an-Kerim’de Yüce Allah "Kâinatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah'ı tesbih etmesin, Onu anmasın, O’na dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını anlamazsınız.

Yine Peygamberimiz (asm) hayvanların kendi dillerince Allah'ı andığını söyler. Evet Allah'tan korkan taşlar, insanları seven dağlar, Allah'ı zikreden canlı veya cansız mahluklar. Müminin kainata bakışı budur. Biz bu mahlukatın dillerini anlasaydık fırtınalı denizin "Ya Celil, Ya Celil" diye zikrettiğini duyacaktık. Dillerini anlasaydık, kedilerin "Ya Rahim, Ya Rahim" diye dua ettiğini işitecektik. Yani sözün kısası sadece insanlar dua etmez. Bütün mevcudat, bütün varlık kendi dilinde dua eder."[2]

Dua bir ibadet olduğuna göre, onun sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle yapılması gerekir. Bunun için insan âcizliğini, yalnızlığını ve çaresizliğini bütün ruhuyla hissedip kendisine yardımcı olacak, korkulardan, endişelerden kurtaracak yegâne zatın Allah olduğunu düşünerek ellerini semaya kaldırmalıdır. O Yaratıcı sonsuz bir kudret, bir rahmet ve bir hikmet sahibidir. Bütün kâinat Onun eseridir ve Onun izni olmadan yaprak bile kıpırdayamaz. Bütün kemal sıfatların sahibi olan Cenab-ı Hak, buna karşılık bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Yarattığı canlı-cansız bütün varlıkları sayısız nimetlerle donatmış, onların üstünde insanı en yüksek bir mevki ile şereflendirmiştir. Bunun için Cenab-ı Hak sonsuz hamd ve senâya layıktır. Zaten varlıkların yaratılış maksadı da hamd, tesbih, tekbirle Ona kulluk etmek değil midir? İşte dua bundan dolayı ehemmiyet taşımaktadır.[3]

Dualarımızın bazıları gerçekleşir, bazıları uzun bir zaman sonra gerçekleşir, diğerleri de hiçbir zaman gerçekleşmez. Hiç düşündünüz mü? Allah neden her dua mızı kabul etmez ve istediğimizi gerçekleştirmez. Bazı duaların kabul edilmesinde, diğerlerinin kabul edilmemesinde hikmetler vardır.

 Her dua kabul olur mu?

Her ettiğimiz dua kabul olunmuyor. Oysa âyet-i kerimede “Bana dua edin, size cevap vereyim” buyuruluyor? Bunun sebebi nedir?

Dua meselesinde iki ifade vardır; biri cevap, diğeri de kabul. Yani ettiğimiz her duaya Cenab-ı Hakk'ın cevap vermesi ayrıdır, kabul etmesi ayrıdır. Allah her duaya cevap verir. Fakat her zaman istenen şeyin aynısını vermez. Çünkü hikmeti bunu gerektirmektedir.

Bu durum, doktor çocuk misaline benzer. Şöyle ki: Doktora götürülen çocuk muayenehanede bir ilâç görür, hemen onu ister. O ilâcın hastalığına iyi geleceğini sanır. Doktor muayene eder. Hastalığı teşhis ettikten sonra, ya çocuğun istediği ilâcı verir, ya başka bir ilâç verir, yahut gerek görmez, hiç ilâç yazmaz.

İşte Cenab-ı Hak her yerde hazır ve nâzırdır. İnsanın yaptığı her duayı işitir ve cevap verir. Fakat insanı insandan daha çok düşündüğünden, derdini ve asıl ihtiyacını iyi bildiğinden; neyin hayrına, neyin zararına olacağını ezelî ilim ve hikmetiyle bildiğinden, insanın istediğinin aynısını verebildiği gibi, bazan daha iyisini verir, bazan da zararlı olacağından hiç vermez. Bunun için insanın, “Allah, benim her istediğimi vermiyor” demeye hakkı yoktur.

Meditasyona gelirsek. Meditasyon Buddha’nın dediği gibi Allah’ı dinlemektir. Meditasyon ile zihnin gevezeliği susturulur. Düşünceler bastırılır. Kişi kendine yani Öz’üne iner. Allah bu Öz’de her an mevcuttur. Kendi Öz’üne erişen insan Allah’ın mesajlarını duyar. Şöyle bir benzetme yaparsak, Allah fısıltıyla konuşur. Düşüncelerinizi ne kadar susturursanız O’nu o kadar iyi duyarsınız. Kendi Öz’ünüze dönerseniz, ilahi alandan bilgi alırsınız. Meditasyondan çıktıktan sonra, düşünceleriniz çok daha netleşir, keskinleşir. Daha doğru seçimler yapar daha doğru kararlar verirsiniz.

Meditasyonda zihninize belli belirsiz gelen dualarınız istekleriniz Allah’a daha çabuk ulaşır. Ancak dualarınızın kabul edilip edilmeyeceği Allah’ın takdirindedir. O bizim için en hayırlısını en iyi bilendir. Biz bilmeyiz.
[Galip Turpan]


[1] Sorularla İslamiyet

23 Temmuz 2020

Namaz ve meditasyonun karşılaştırması yazıma ek

23 Temmuz 2020
Ankara

Değerli okuyucularım

22 Temmuz 2020 tarihli yazımda namaz ve meditasyonun karşılaştırmasını yapmıştım. Bu yazımdaki eksikliği tamamlamak istiyorum.

Bendeniz her gün sabah ve akşam namazlarımı kıldıktan sonra, meditasyon yapıyorum ve çok faydasını görüyorum. Namaz ve meditasyon birlikte çok daha fazla bedensel ve zihinsel dinlenme sağlıyor, gerilimleri çözüyor ve gevşeme sağlıyor. Bunun sonucu olarak enerjim artıyor ve daha verimli oluyorum.

Namaz ve meditasyon birbirinin alternatifi değildir. Bilakis birbirini tamamlayıcıdır. Namazdan sonraki zikir ile de aynı sonuç alınabilir.

H2O Sen Ne Aziz Bir Molekülsün

23 Temmuz 2020
Ankara


H2O sen ne aziz bir molekülsün.
Hayatın kaynağı sendin
Vücudumun yüzde yetmişi sen
Dünyamızın yüzde yetmişi sensin
Sen ne aziz bir molekülsün
Evrendeki tüm maddenin de
Yüzde yetmişi herhalde sensin
Henüz bilim bunu keşfetmedi
Ya da ben bilmiyorum
Halden hale girersin
Buhar olur göğe çıkar
Yağmur olur yere yağarsın
Buz olur suda yüzersin
Sen ne aziz bir molekülsün
Susuzluğumu giderirsin
Barajlara dolar tarlaları sularsın
Sel olur önüne kattığını sürüklersin
Sen ne aziz bir molekülsün
Nehir olur denize kavuşursun
Sabırla taşı delersin
Önüne bir engel çıkınca
Etrafını dolanırsın
Boşuna dememiş erenler
"Su gibi aziz ol."




BU YUNUS EMRE DENEN ŞAHIS ARTIK ÇOK OLUYOR

BU YUNUS EMRE DENEN ŞAHIS ARTIK ÇOK OLUYOR (Ömer Sami Ayçiçek. Araştırmacı-Yazar) Bu, Yunus Emre denen şahıs artık çok oluyor! Ben bu veli z...